Burdur Gölü, Göller Yöresinde bulunan ve tektonik hareketler sonucunda oluşmuş kapalı havzalı bir göldür. Burdur ve Isparta yöresi için önemli bir su kaynağı olmakla birlikte göç zamanlarında birçok kuşa ev sahipliği yapmaktadır. Nesli tükenme tehlikesi altında olan Dikkuyruk ördeğine yılın belli bir zamanlarında ev sahipliği yapar ayrıca dünyada sadece Burdur gölünde yaşayan dişili sazancığının da daimi ev sahibidir.
Bu kadar güzel ve önemli bir gölün ismini son zamanlarda kuruma tehlikesiyle birlikte anılması öncelikli olarak biz Burdurluları daha sonra de tüm insanları üzecek bir haberdir.
Peki bizler bunun ne kadar farkındayız? Bilinçsizle barajlar dikerken, bol keseden arsalarımızı sularken, iklim koşullarına uyumluluğuna bakmadan tarım ürünü ekerken gölümüzü ne kadar düşünüyoruz?
Araştırmacıların bulgularına göre Burdur Gölümüz 1987 yılından bu yana kurumakta. Değişen iklimler mevsimsel yağışların miktarını değiştirdi. Yaz aylarında yağışsız geçen aşırı sıcak günler ise Burdur gölümüzü ve beraberinde onu besleyen akarsular ile yeraltı sularını sinsice zayıflatmakta. iklim değişikliği sonucunda Burdur'da sıcaklık referans dönemine göre % 11, 38 artmış, yağış oranının ise %4,5 azaldığı ve buharlaşmanın %15 arttığı gözlemlenmiş. Sadece bu oranlar bile gölün durumunu çok net ortaya koyuyor fakat göldeki su barajlar ve yeraltı sularıyla etkileşim halinde. Yanlış tarım arazisi sulama yöntemleri ve halkın israfı gölün durumuna hiç yardımcı olmuyor.
Bu göl bana ait olduğu kadar dünyanın bir ucundan konaklamaya gelen dikkuyruk ördeğine de ait. Suyumuzu sadece bize aitmiş gibi bilinçsizce tüketmemeliyiz. Bugün var olması yarın da var olacağı anlamına gelmiyor. Bu gün savurup israf ederek kullanan bizler yarın gölün bir damlasına muhtaç olacağız.
insanların hemen hepsi dünyayı çok tehlikeli bir hızda tüketiyor,oysaki doğanın bir parçası olduğumuzu unutmadan önce üretmeli sonra ise tüketmeliyiz. Artan insan popülasyonu üretimin artmasına dolayısı ile sanayi faaliyetlerinin artmasına neden oldu. Bu durum ise dünyayın dengesini bozdu. ilerleyen zamanlarda bu konu hakkında de yazı yazmak istiyorum ama şimdi asıl konumuzdan fazla sapmadan konuyu bitireceğim.
Suyumuzu korumak öncelikli olarak bizlerin görevi. Peki suyumuzu nasıl daha iyi koruyabiliriz? Cevabı çok basit "Aman bundan bir şey olmaz, koskoca göl bitmez."
gibi düşüncelerimizden kurtulmalıyız. Önemsiz olarak gördüğümüz bir damla su bile başka bir canlının tüm hayatı olabiliyor eğer mikroskobik boyuttaki canlıları düşünürsek. Sulama yöntemlerimizi gözden geçirmeliyiz. Salma sulama yöntemi ile hem fazla miktarda su israf oluyor hem de toprağın yüzeyindeki mineraller ve tuzlar yıkanarak kayboluyor dolayısıyla toprağın verimi azalıyor. Damlama ve yağmurlama yöntemleri ile hem suyumuzu hem de toprağımızı korumak mümkün.
Açıkçası çevre bilinci sadece bir şeyler okuyarak oluşmaz. Bu konuda ülke olarak iyi bir şeyler üretmek istiyorsak yedisinden yetmişine tüm halkımızı eğitmeliyiz. Şu an kuraklık ülkemizin kapısında veya çoktan kapıdan içeriye girdi ama biz farkında
değiliz (!). Umuyorum ki geç kalmadan önce tüm insanlık olarak yapmamız gerekenleri yaparız.
Gelecek yazımda görüşmek dileğiyle şimdilik hoşçakalın!
Kaynakça:
Ataol, M. (2010). Burdur Gölü’nde Seviye Değişimleri . Coğrafi Bilimler Dergisi , 8 (1) , 77-92 . DOI: 10.1501/Cogbil_0000000105
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder